Bazı şiirlerimin gerçek öyküleri var. Onları sizlerle
paylaşmak istedim.
Bolay köyü Toros dağlarının Barçın yaylası olarak bilinen
ve 1850 m rakım, kışı sert ve uzun geçer. O yüzden çok senelerdir bu uzun kış
aylarını sahil memleketlerde çalışarak değerlendirmek bir gelenek halindedir.
Bizim kuşaksa, bu geleneği birkaç denemeden sonra kışın git, yazın gel olayını
terk ederek büyük şehirlerden bir yere yerleşme geleneğini uygulamaya koyan
kuşak olmuştur.
Bu durum ülkemizin bir çok kırsal alanları içinde
geçerlidir. Ancak bu anlatım bundan elli yıl öncesini ve o günün şartlarını
anlattığı için böyle bir özete gerek duydum.
Bu şiirimin macerası; 15 Kasım 1956 yılında üç köyden
doksan kişilik bir kafile ve iki dayı başı emrinde yaya olarak üç günde Alanya’ya
gitmemizle başlar. Amacımız iş bulabilmek fakat bulamadık. Oradan Antalya’ya
gittik. Beş Konak’ta bir yol işine girdik. Fakat ne köy var ne şehir. Var
işimiz çiğdem olarak geliyor. Sıkıldık, çoğumuzun deli fişek zamanı.
Çıktık köyden üç günlüktür yolumuz
İpler kertti pek ağrıdı kolumuz
Eşek kırıldığı meşhur belimiz
Biz hep o belleri aşar gideriz
Üç gün yürüyünce olduk pek yorgun
Alanya’ya indik vücutlar kırgın
Bir iş bula burada kalaydık her gün
Bulamadık şimdi şaşar gideriz
Alanya’dan bindik bir otobüse
Manavgat’ı geçtik vardık Kökez’e
Antalya’ya indik olduk kepaze
El içinde hecil düşer geliriz
Methettiler Beşkonak’ın yolunu
Kadir Mevlam düşürmesin kulunu
(…) parasını pulunu
Şimdi dağdan dağa aşar gideriz
Geçtik Aspendos’u vardık Tazlı’ya
Yol işinde biz başladık kazıya
Bu yıl burada hayat tuzluya
Biz de tuzlu muzlu yaşar gideriz
Kasım ile ilk cemrenin arası
Üç aydır çalıştık yoktur parası
Asırıden beter imiş burası
Yakında bu işi boşar gideriz
Hacahmet var söyle Dayı başına
Son verelim artık bu yol işine
Allah’ın izniyle şubat başına
Memleket yoluna düşer gideriz
(Gideriz gitmesine de yalnız gidilmez ki, arkadaşları
şubatın birinde işi bırakmaya ikna etmek lazım.)
Sayın arkadaşlar bir dakika bize
Müsaade edin de söyleyeyim size
Başa gelecekler görünmez göze
Sağ olursak şubat birde gidelim
Çıktık gurbet ele para kazana
Kazanıp da sağ selamet harcana
Bu rezillik değişilmez bir cana
Sağ olursak şubat birde gidelim
Olduğumuz dağlar Tazılı dağları
Sandal ağaçları üzüm bağları
Eridi kalmadı yürek yağları
Sağ olursak şubat birde gidelim
İçtiğimiz sular bütün cerahat
Ağası paşası bütün kerahat
Sanmayın burada olur ırahat
Sağ olursak şubat birde gidelim
Beş Konak dağları sandal ormanı
Ne tarlası vardır ne de harmanı
Amelden kesildi halkın dermanı
Sağ olursak şubat birde gidelim
Üç köyden birleştik bir sürü insan
Kimimiz mart bir der kimimiz nisan
Bu kadar zahmete dayanmaz insan
Sağ olursak şubat birde gidelim
Hacahmed’im bu yılda hata işledim
Beşkonak dağların fazla taşladım
Bu senede Tazılı’da kışladım
Sağ olursak şubat birde gidelim
Bu şiirin arkasında bir hikaye var. Şiirin metninde hikayesini okuyabilirsiniz.
